Bel ağrısı, önemli bir sağlık sorunudur. Böyle olmasının başlıca nedenleri; çok sık görülmesi, önemli maddi kaynak, iş gücü ve zaman kaybına neden olması ve genellikle yanlış veya eksik tedavi edilmesi şeklinde özetlenebilir.
Görülme Sıklığı
Yaşam boyu en az bir kez ciddi bel ağrısı geçirenlerin oranı %75-85 dir. Bel ağrıları 45 yaş altındaki bireylerde özürlülüğün en önemli nedenidir, 45 yaş üstü bireylerde ise bu açıdan 3. sıradadır. Yetişkin popülasyonda birinci basamak hekimlerine en sık başvuru nedenidir. Sanayileşmiş yani gelişmiş ülkelerde az gelişmiş ülkelere göre daha fazla görüldüğü bildirilmektedir. Bunun sebebi konusundaki tartışmalar sürmekle birlikte refah düzeyinin kişileri daha tembelleştirdiği, hareketsiz ve masa başında yapılan işlerin daha fazla arttığı, belli bir pozisyonda veya oturarak geçirilen zamanın uzaması nedeniyle kas güçsüzlüğü oluştuğu ve esneklik kaybının geliştiği söylenebilir. Oysa kas-iskelet sistemindeki dokuların sağlıklı olabilmesi için belli yüklenmelerin ve hareketlerin yapılması, belli bir kas gücünün ve esnekliğinin olması gereklidir. Vücudumuzdaki her dokunun canlılığının ve sağlıklı yapısının idamesi için ona biçilen görevi yerine getirmesi gerekir. Nasıl çok uzun süre kapalı tutulan bir gözde görme kabiliyeti azalır, uzun süren açlıklarda mide fonksiyonları bozulur veya yeterli su alınmadığı zaman böbreklerin çalışması olumsuz etkilenirse yeterli yüklenmelerin yapılmadığı ve kas gücünün korunmadığı durumlarda kas-iskelet sistemi de olumsuz etkilenecek ve hasta olmaya daha meyilli hale gelecektir.
Neden Sık Görülür?
Bel bölgesi vücudun ağırlık merkezidir ve hemen hemen yapılan tüm vücut hareketlerinden etkilenir. Dolayısıyla sürekli ve yineleyen zorlamalara maruz kalan bir bölgedir. Belli vücut hareketleri sırasında bele akseden yük tahmin edilenin çok üzerindedir. Örneğin, dizleri kırmadan öne doğru yapılan eğilmelerde bel bölgesine yansıyan yük vücudun belden yukarı kısmının ağırlığından yaklaşık 5-6 kat fazladır. Otururken dahi bele akseden yük vücut üst bölgesinin ağırlığından birkaç kat fazladır. Aşağıdaki şekilde çeşitli vücut pozisyonlarında bele binen yükün kg cinsinden miktarını göstermektedir.
Omurlar arasında bulunan ve disk olarak isimlendirdiğimiz oluşumları kabaca omurganın amortisörleri olarak nitelendirebiliriz. Çevresi çok sağlam doku ile çevrili içinde yoğun kıvamda bir sıvının bulunduğu bu oluşumlar omurganın esnekliğini ve aynı zamanda yükün dağıtılmasını sağlarlar. Ancak bu mekanizmanın sağlıklı çalışabilmesi için omurga çevresindeki bağların ve kasların, bel ve karın kaslarının da yeterince güçlü ve esnek olması gerekir. Orta yaşlardan itibaren belirginleşen doku yaşlanması doğal olarak diskleri, bağları ve kasları da etkileyecek ve bu yapıların giderek zayıflamasına, esnekliğinin azalmasına ve yüklenmeye karşı daha dayanıksız hale gelmesine yol açacaktır. Yaşlanmanın getirdiği bu olumsuzluklara birde hareketsizliğin getirdiği zayıflık ve esneklik kaybı eklendiğinde veya yeterince güçlü olmayan bu yapının dönem dönem ve hazırlıksız olarak aşırı yüklerle karşılaşması durumunda bel fıtığı gibi hasarların oluşması beklenilen bir durumdur.
Bel Ağrısının Nedenleri
Bel ağrısına yol açabilecek onlarca neden saymak mümkündür. Büyük oranda bel omurgasının kendisine ait nedenler olmakla birlikte osteoporoz, kanser, böbrek hastalıkları, ileri dönemlerde bazı jinekolojik hastalıklar gibi iç organ problemlerinin veya sistemik yani genel bazı bedensel hastalıkların bele yansıması ve bu bölgede ağrı oluşturması söz konusu olabilmektedir. Bel ağrılarını değerlendiren bir hekimin tüm bu olasılıkları dikkate alması gerekecektir. Dolayısıyla iyi bir değerlendirme; yeterli anatomik, biyomekanik, biyokimyasal, elektrofizyolojik, nörolojik, romatizmal ve ortopedik bilginin olmasını gerektirir. Teşhisde olduğu gibi tedavi de ancak bu bilgilerle donatılmış hekimler tarafından sağlıklı olarak yapılabilir. Oysa günümüzde her branştan hekimin hatta hekim olmayan kimselerin kendince bel ağrılarına müdahale ettiği bir gerçektir. Bazı hekimlerin sadece MR sonuçlarına bakarak tedaviyi yönlendirdiği, bazı hekimlerimizin ise gereksiz cerrahi girişimlere yeltendiği sıkça görülmektedir. Bir çok hekim ise çoğu zaman bel ağrılarının tedavisini sadece ilaç vermekten ibaret görmektedir. Dolayısıyla bel ağrıları çok suistimal edilen, tanısında ve tedavisinde sıkça hata yapılan rahatsızlıkların başında gelir. Tüm bu sorunlara aşağıda değinilecektir.
Bel ağrılarında omurga ve çevresindeki dokulara yönelik bozuklukların en önemli nedenler olduğundan yukarıda bahsedilmişti. Bu açıdan bel ağrılarını mekanik ve dejeneratif nedenler ve inflamatuvar (iltihabi) nedenler olarak ikiye ayırmak mümkündür:
Bel ağrılarının mekanik ve dejeneratif nedenleri: Tüm bel ağrılarının yaklaşık %95’ini oluştururlar. Mekanik ifadesi ile kasdedilen, omurganın anatomik yapısında görülen anormallikler (eksik veya fazla bel kemiği, beşinci bel kemiğimin tek veya iki taraflı olarak kalça kemiğine yapışık olması gibi nedenler), bel çukurluğunun normalden fazla olması (yapısal veya sonradan oluşabilir), disk hernileri (fıtıkları), travma, zayıf kaslara bağlı bel ağrıları gibi nedenlerdir. Dejeneratif ifadesi ile, dokuların yaşlanmasına yada başka nedenlerle yapısının bozulmasına bağlı nedenler (omurlarda, disklerde, bağlarda, kaslarda), kireçlenmeler kasdedilmektedir. Tüm bu rahatsızlıkların herbirinin kendine has bulguları olmakla birlikte, genel olarak, istirahatle azalan, hareketle artan ağrılar olması, çoğu zaman sıcakla azalması, soğukla artması, pozisyona bağlı olarak artması veya azalması, gece istirahatle nisbeten azalıp harekete geçince belirginleşmesi ve günün ilerleyen saatlerinde giderek kötüleşmesi, sabahları kısa süreli tutukluk oluşturması (genellikle yarım saatten az) gibi özellikler gösterir. Mekanik ve dejeneratif nedenlerle oluşan tutulumlarda kan tablosunda bir bozulma beklenmez. Görüntüleme yöntemlerinde bu tutulumlara özgül bulgular tanıya yardımcı olur.
Bel ağrılarının inflamatuvar (iltihabi) nedenleri: İnflamatuvar tabiri ile iltahaplı tutulumlar ifade edilmektedir. İltahaplı romatizmalar (Ankilozan Spondilit gibi), infeksiyona bağlı nedenler (brusella, tüberküloz gibi), kanserojen tutulumlar (omurgayı veya yakın çevresindeki dokuları tutan kanseler veya başka dokularda başlayıp kemiğe sıçrayan kanserler) bu kapsamda ifade edilirler. Enflamatuvar nedenlere bağlı tutulumlarda genellikle ağrının istirahatle rahatlamaması (hatta bazen daha da artması), geceleri artan ağrılar (gece ağrıların azması) ve yataktan kalkıp hareketlenince bir süre sonra ağrıların nisbeten azalması, sabah tutukluğunun uzun sürmesi (yarım saatten fazla), aşırı sıcak uygulamaları ile ağrının olumsuz etkilenmesi söz konusudur. İnflamatuvar nedenlere bağlı tutulumlarda kan tablosunda da bozulma söz konusu olabilir ve iltahaplı tutulumu gösteren bazı bulgular kan tahlillerinde tespit edilebilir. Görüntüleme yöntemleri de bu tür hastalıklara özgül bulguları gösterebildiğinden tanıda oldukça yardımcıdır.
Bel Fıtığı (disk hernileri)
Toplam 5 adet bel omuru ve bunların arasında 5 adet disk bulunur. Bel bölgesindeki omurlar (lomber omurga) “L” harfiyle kodlanır. Yukarıdan aşağıya doğru L1, L2….L5 olarak ifade edilir. L5 omurgasından sonra kuyruk sokumuna kadar uzanan ve sakrum olarak isimlendirilen ve “S” harfi ile kodlanan bölge gelir. Sakrum bölgesinde de omurlar vardır ancak arada diskler olmadığından birbirine yapışıktır ve tümüyle bütünleşmiş bir kemik görünümündedir. Sakruma ait omurlarda belden kuyruk sokumuna doğru S1, S2….S4 kodlaması ile ifade edilir. Sakrumdan sonra ise tıpta koksiks olarak isimlendirilen, yarı kemik yarı kıkırdaktan ibaret kuyruk sokumu bölgesi vardır. Disklerde oluşan problemler hangi bölgede ise bu kodlamalara göre isimlendirilir. Örneğin, L4-L5 disk hernisi demek 4. ve 5. bel kemiği arasındaki diskte oluşan fıtığı ifade eder. Aynı şekilde, L5-S1 disk hernisi, 5. bel kemiği ile 1. sakrum omuru arasındaki fıtık için kullanılır. Bel fıtıklarının en çok görüldüğü bölgeler, bel bölgesinin en hareketli olduğu, vücut ağırlık merkezinin bulunduğu dolayısıyla en çok zorlanmaya maruz kalan L4-L5 ve L5-S1 bölgeleridir. Bel fıtıkları ile ilgili detaylı bilgiler web sayfasında ayrı başlık altında irdelendiğinden burada fazla bilgi verilmeyecektir. Ancak bu açıdan bilinmesi gereken bir husus, bel fıtıklarının belli yaşlardan sonra herkeste görülebileceği, dolayısıyla, her bel ağrısının nedeni olarak bel fıtığının öne sürülmesinin doğru olmayacağı konusudur. Hatırlanması gereken diğer bir husus ise MR bulgularının her zaman ağrının nedenini yansıtmayacağı hatta diğer ağrı nedenlerini iyi irdelemeyen bir hekimi yanıltabileceğidir. Çünkü belli bir yaştan sonra hemen herkeste MR’da az yada çok fıtık bulguları görülebilir ancak bu durum ağrının esas nedeni olmayabilir (masum fıtıklar). MR gibi ileri görüntüleme yöntemleri çok değerli yöntemler olmakla birlikte gerek hastanın ısrarı ile gerekse hekimin sırf hastayı memnun etme gayreti veya kestirmeden tanı koymaya çalışma isteği ile çoğu zaman gereksiz yapılmakta ve geri ödeme kurumlarının aşırı maddi yük altında kalmalarına yol açmaktadır. Hastalar, bel ağrılarının değerlendirilmesinde en önemli yöntemin iyi ve detaylı bir muayene olduğunu ve gerçek tanının ve tedavinin çoğu zaman muayene bulgularına göre yapılması gerektiğini daima göz önünde bulundurmalıdırlar.
Belde kireçlenme Omurga kireçlenmesi halk arasında çoğu zaman romatizma olarak algılanır ve ifade edilir. Bu algılama kısmen doğru kısmen yanlıştır. Belli bir yaştan sonra omurgada oluşan kireçlenmeler doğal bir süreçtir. Saçımızın beyazlaması veya cildimizin kırışması kadar doğal kabul edilebilir. Bu gözle bakıldığında, orta yaşlı veya yaşlı bir kimseye belinde kireçlenme var demek tıbben önemli bir şey ifade etmeyebilir. Çünkü kireçlenme aynı zamanda koruyucu bir mekanizmadır, daha doğrusu, vücudun omurgada, eklem ve kemiklerde doğal olarak oluşan dejenerasyonu tamir etme mekanizmasıdır. Bir örnek vermek gerekirse, omurlar arasında bulunan diskler yaşımızın ilerlemesiyle birlikte yaşlanmaya başlarlar. Esnekliğini ve sağlamlığını giderek kaybederler. Bunun doğal sonucu olarak, aşırı yüklenmeye maruz kalan bu yapılar yavaş yavaş bulunduğu bölgeden dışarı doğru taşmaya, yüksekliklerini kaybetmeye başlarlar. Bu durumda aşırı yükleri tolare etmesi gereken bu bölgelerde yükün dağıtılmasında bir zafiyet ortaya çıkar. Yaşlanma ve hareketsiz yaşam ile ortaya çıkan kas zayıflığı da bunu kolaylaştırır. Yaşla birlikte oluşan kilo artımı da bazen mevcut bozulmayı olumsuz etkileyecektir. Bu durumda vücut omur kenarlarında dikensi kireçlenmeler yaparak yüklenme alanını genişletmeye ve bu şekilde bozulan yük dağılımını düzeltmeye çalışır. Dolayısıyla bu örnekte kireçlenme hastalıktan çok koruyucu bir mekanizma olarak karşımıza çıkar. Ancak bazı durumlarda yapısal olarak beklenenden fazla bir kireçlenme oluşabilir yada oluşan dikensi kireçlenmelerin çevre dokulara ve sinir köklerine baskısı söz konusu olabilir ve bizzat kendisi ağrıya yol açabilir ki bu durumları hastalık olarak kabul etmek ve tedavi etmek gerekir. Bu durumda normal bir kireçlenme süreci ile ağrılara yol açabilen problemli kireçlenmeler arasındaki nüans farkını hekim hastasına açıklamalıdır. Aksi halde çekilen bir film sonrası hekimin hastasına “senin belinde kireçlenme var” diyerek yaptığı kısa açıklama hastalarda gereksiz panik ve üzüntü yaratabilmektedir ve üstelik ağrısının nedeni bu kireçlenmeye bağlı olmayabilir.
Bel ağrılarında tedavi
İlaç tedavisi ve istirahat
Hastaların çoğu zaman analjezik ilaçlarla antienflamatuvar (enflamasyon/ödem giderici) ilaçları aynı kefeye koyduğu görülmektedir. Halbuki etki mekanizmaları birbirinden oldukça farklıdır. Dejeneratif/mekanik bel ağrıları enflamatuvar hastalıklar olmamakla birlikte (kanda enflamasyon bulgusu yoktur), lokal yani bölgesel olarak az çok bir enflamasyon veya ödem vardır. Örneğin, fıtıklaşmış bir diskin kendisinde ve çevresindeki dokularda ödem ve enflamasyon özellikle başlangıçta vardır. Aynı şey yeni kireçlenen bölgelerde de olur. Bu durum ise ağrıya yol açar. Dolayısıyla, özellikle yeni oluşmuş bu tür rahatsızlıklarda antienflamatuvar (halk arasında romatizma ilaçları) tedaviyi bir süre vermek vermek gerekli olabilir. Hatta bazı durumlarda bilinen en iyi antienflamatuvar ilaç olan kortizonu bile kullanmak gerekebilir. İlaçları kullanma süresi ise hastalığa göre değişecektir ve bazen bir kutu ilaç kullanmak tedavi için yeterli olmaz ve haftalarca kullanmak gerekebilir. Bu tür ilaçların belli yan etkileri olabilir ve hatta bazı hastalar için risk taşıyabilir. Ancak bu, yan etkilerin her hastada mutlaka çıkacağı anlamına gelmez. Hastanın ilaç prospektüslerini okuyarak telaşlanması, ilacı bırakması veya dozajını kendi kendine azaltması kesinlikle doğru değildir.İlacın risklerinin giderilmesi veya bu açıdan önlem alınması hekimin görevidir. Hastaya düşen ise tedaviyi kendi kendine değiştirmeyip tedirgin olduğu hususlarda veya bir yan etki durumunda hekimine danışmasıdır.
Kronik (müzmin) dejeneratif/mekanik bel ağrılarında ise çoğu zaman antienflamatuvar romatizmal ilaçlara gerek yoktur. Basit ağrı kesiciler çoğu zaman yeterli olabilir çünkü lokal enflamasyon o kadar belirgin değildir. Ancak dönem dönem alevlenmeler olabilir ve romatizma ilacına geçmek gerekebilirsede bu tür kronik bel ağrısı olan hastalarda genellikle yapılan hata, hekimin gerekmediği halde romatizma ilacına sıkça başvurması veya hastanın romatizma ilaçlarını ağrı kesici (analjezik) gibi düşünerek kendi başına luzumsuz almalarıdır. Kısa süreli kullanımlarda genellikle önemli bir sorun çıkmasa da uzun süreli kullanımlarda romatizma ilaçlarının yan etki riski artacaktır. Eczanelerimizden bu tür ilaçların ağrı kesici gibi lanse edilmesi ve reçetesiz verilebilmesi ise diğer bir hatadır.
İltahaplı romatizmaların tedavileri ise oldukça farklı ve özeldir. İltahabın yaratabileceği hasarın ve çoğu durumlarda oluşan sakatlıkların önüne geçebilmek için hekim uygun ilaçları bazı yan etkileride göze alarak vermek zorundadır. Burada hekimin tedavinin yarar/zarar hesabını iyi yapması gerekir. Nasıl bazı hastaların düşündükleri gibi “kullandığım ilaçlar bana zarar verecek, o yüzden kullanmayayım” varsayımı yanlış ise bu tür ilaçların lüzumsuz kullanımı da o derece yanlıştır. Eğer hastalığın vereceği zarar daha fazla ise ilaçların yan etkileri göze alınabilir veya bu yan etkilerin önlemleri alınarak kullanılabilir. Eğer ilacın verdiği veya vereceği zarar daha fazla görünüyor ise hastalığın sonuçlarına katlanılması gerekebilir. Bu ince ayarı hekimin daima yapması şarttır.
İstirahat konusuna gelince; akut (yeni başlamış) bel ağrılarında, örneğin bel fıtıklarında, eskiden önerildiği gibi uzun süreli istirahatlere gerek olmadığı son yıllarda anlaşılmıştır. Birkaç günlük tam yatak istirahati yeterli görülmektedir. Ancak bu durum, sonrasında hastanın normal günlük fonksiyonlarına dönmesi gerektiği şeklinde anlaşılmamalıdır. Hasta, özellikle akut durumlarda, istirahat sonrası normal günlük fonksiyonlarına zaman içinde yavaş yavaş geçmelidir. Belli hareketleri kontrolsüz bir şekilde yapması (öne dizleri kırmadan eğilme, yük kaldırma, belini sağa ve sola ani döndürücü hareketler, uzun süreli oturma veya uzun süreli ayakta kalma gibi) bir süre daha uygun olmayacaktır. İlaç kullanan hasta, kendini rahat hissetse dahi, bu hareketler konusunda çok dikkatli olmalıdır. Örneğin, uzun süreli oturmalarda bel boşluğuna bir yastık konulması koruyucu olacaktır. Bazı hastaların ise bir süre korselenmesi gerekebilir. Dolayısıyla tedavinin şekli hastalığın özelliğine ve şiddetine, hastanın bedensel özelliklerine ve beklentilere göre değişecektir. İlaç kesildikten birkaç gün sonra kendini hala rahat hissediyorsa ancak o zaman bir düzelmeden bahsedilebilir. Hatta hasar görmüş bir dokunun eski haline kavuşması orta ve ileri yaş grubunda 3 ay sürebilir. Bunun anlamı, ilk 3 ay içinde yenileme riskinin olmasıdır. O halde belinde bir nedenden dolayı hasar gelişmiş bir hasta bazı durumlarda ancak 3 ay sonra normal işlevlerine dönebilir ve beline eskisi gibi yüklenebilir. Hatta yüklenme konusu tartışmalı bir konu olup bele aşırı yük bindirici hareketlerden ömür boyu kaçınılması gerekebilir. Ancak bu ifade, aşırı korunmacı davranma anlamına da gelmemelidir. Yüklenmenin ve yük dağılımının prensipleri hastalara öğretilmeli, hangi hareketleri ne şekilde yapması gerektiği konusunda bilinçlendirilmelidir. Yükün karşılanmasında ve dağılımında çok önemli rol oynayan kaslar yeterince güçlendirilmeden bu yüklenmelerden kaçınılmalıdır. Kısaca, belinde ağrı olan bir hastanın iyileştirilmesinde en önemli faktör onun belli konularda eğitilmesidir.
B)Bel Ağrılarında Egzersiz ve Fizik Tedavi:
Yukarıda da belirtildiği gibi kasların güçlendirilmesi ve belli bir oranda esnekliğin korunması bel omurlarımıza intikal eden yüklerin karşılanmasında son derece önemlidir. Bunların sağlanması bazı egzersizlerin yapılmasını gerektirir. Bu konuda unutulmaması gereken şey, her türlü egzersizin her hasta için uygun olmayacağı konusudur. Başka bir ifade ile, hastanın bilinçsiz bir şekilde, televizyonda gördüğü veya egzersiz merkezlerinde, bazı otellerde herkese genel olarak uygulanan egzersizleri yapması faydadan çok zarar verebilir. Hastalığın akut (yeni başlamış) veya kronik (uzun süredir devam eden) olmasına, hastalığın şekline, hastanın fiziksel ve sosyal ihtiyaçlarına ve yaşına göre egzersizlerin şekli değişecektir; yani egzersizler, ilaç verilmesi gibi hastaya göre belirlenmeli ve reçete edilmelidir. Dolayısıyla bu sitede standart egzersiz şablonlarının hastaya öğretilmesi anlamsız olacaktır. Hastaya gerekli egzersizler hekimi tarafından verilmeli veya hasta bunun için hekimine danışmalıdır.
Çeşitli fizik tedavi uygulamaları bel ağrılı hastalara uygulanabilir. Bu uygulamaların ağrı kesici, kas gevşetici, doku yenileyici veya tamir sürecini hızlandırıcı etkilerinden istifade edilir. Tıpkı egzersiz uygulamalarında bahsedildiği gibi, fizik tedavi uygulamalarının da şekli ve süresi hastalığın ve hastanın özelliklerine göre değişecektir ve reçete edilerek uygulanmalıdır. Akut olgularda da uygulanmakla birlikte özellikle kronik bel ağrılı hastalarda fizik tedavi uygulamalarının alternatif bir tedavi seçeneği olarak düşünülmesi gerekir. Uygun hastalık ve hastaya uygulanması koşulu ile ilaç tedavisine bir alternatif olarak kabul edilmelidir. İltahaplı romatizmalarda uygulanma şekli ise özellik gösterir ve kontrol altına alınmamış bu tür romatizmalarda ancak belli fizik tedavi uygulamaları yapılabilir.
Bel Ağrılarında Cerrahi Tedavi
Bel ağrılı olgularda cerrahi tedavi seçeneği bazı durumlarda gerekli ve önemli olmakla birlikte genel pratiğimizde oldukça gereksiz ve luzumsuz uygulandığını da görmekteyiz. Kesin cerrahi tedavi endikasyonu (gerekliliği) oldukça kısıtlıdır. Çok sayıda sinir kökünün aynı anda etkilendiği ve mesaneye (idrar torbası) giden sinirlerinde etkilendiği ve tıpta kauda ekuina sendromu olarak nitelendirilen vakalarda, ayağında veya bacağında ilerleyici güç kaybı olan olgularda şüphesiz gerekli bir tedavi yöntemidir. Ancak çoğu zaman cerrahi uygulamaların MR filmlerine bakarak yada ağrıyı gidermek amacıyla yapıldığı görülmektedir ki bunların çoğunda gereksiz olabilir. Yapılan çalışmalarda, sadece ağrı nedeniyle opere edilen hastaların durumlarının, bir süre sonra yapılan kontrollerde, opere edilmeyenlerle aynı olduğu görülmektedir. Üstelik sadece ağrı nedeniyle opere edilen hastalarda genellikle bacak ağrısı rahatlatılabilmekte ama bel ağrısı devam edebilmektedir. Dolayısıyla sadece ağrıyı gidermek amacıyla yapılan operasyonlarda durumun çok iyi değerlendirilmesi ve üzerinde çok düşünülmesi gerekir. Bu gibi durumlarda karar vermeden önce bel ağrıları ile ilgilenen farklı branşların ortak görüşünün alınması yararlı olabilir.
Bu açıdan hatırlanması gereken bir diğer husus, özellikle bel fıtığı nedeniyle opere edilen hastalarda her şeyin eskisi gibi olamayacağıdır. Ameliyattan amaç, anatomik ve yapısal olarak bozulmuş bir diskin eski haline getirilmesi değildir ve durum zaten imkansızdır. Yapılan uygulama fıtık nedeniyle bası altında kalmış ve ağrıya yol açan sinir köklerinin veya başka dokuların bası altından kurtarılmasıdır. Diskteki dejenerasyon yani bozulma durumu devam etmektedir ve bu durum hastada yeni sorunların ortaya çıkmasına adaydır. Dolayısıyla cerrahi uygulansa bile hastanın ilerde karşılaşabileceği durumlar için bilinçlendirilmesi ve yeni sorunlar açısından koruyucu tedavinin (örneğin egzersiz tedavisi) uygulanması gerekir. Ne yazık ki her branştan hekimin hatta hekim dışı kimselerin kendini bel ağrıların tedavisinde yetkili ve yeterli gördüğü günümüzde hastanın hatalı veya yetersiz tedavi edilme şansı çok fazladır.
İltahaplı romatizmalarda ameliyattan olabildiğince kaçınılmalıdır. Ancak çok özel durumlarda cerrahiye başvurulur.
Bel Ağrılarında Diğer Tedavi Seçenekleri (Kaplıca, Bel çekme, Masaj)
Kaplıcalar bel ağrıları ve diğer bir çok ağrılı romatizmal durumlarda yüzyıllardır halk tarafından kullanılan bir seçenektir. Tıpta kaplıcaların bel ağrılarında faydaları konusunda çok çelişkili çalışmalar vardır ve etki mekanizmaları kısmen bilinmektedir. Teorik olarak, sıcak suların kasları gevşettiği ve böylece kastan kaynaklanan ağrıyı rahatlatabildiği söylenebilir ancak sadece kasın gevşetilmesi hastalığın tedavi edildiği anlamına gelmez. Hatta yukarıda da bahsedildiği gibi bazen zararlı bile olabilir. Fakat bazı hastaların kaplıca tedavilerinden fayda gördüklerini ısrarla belirtmeleri bu tür uygulamaların bugün için bilemediğimiz bazı uzun vadeli faydalarının olabileceğini düşündürmektedir. Bu açıdan çok iyi programlanmış ve uzun vadeye yayılmış çalışmalara ihtiyaç vardır. Dolayısıyla bu durum anlaşılıncaya kadar kaplıca açısından hastalara söylenebilecek tavsiye, eğer sıcak sulara girmesi açısından bir engeli yoksa (kontrol altına alınmamış iltahaplı romatizmalar, kontrolsüz yüksek tansiyon, kalp hastalığı, böbrek yetmezliği gibi durumlar) denenebileceği yönündedir.
Masaj uygulamaları, yapılış şekline göre farklı sonuçlar yaratabilecek uygulamalardır. Bazı masaj uygulamaları kasları gevşettiği için ağrı açısından faydalı görülebilir ancak daha önce de belirtildiği gibi sadece kası gevşetmeye yönelik uygulamalar esas problemi tedavi etmediği gibi masaj uygulamalarını yegane tedavi şekli gibi empoze etmek hastanın oyalanmasına, altta yatan önemli bir problemin tanısının geçikmesine, hastanın gereksiz maddi bir yükün altına girmesine hatta bazı durumlarda zarar görmesine de yol açabilir. Masaj konusunda söylenebilecek şey, bu uygulamanın bazı hastalıklarda ana tedaviye ancak yardımcı olabileceğinin ve farklı masaj türlerinin farklı etkilerinin olduğunun bilinmesi, bilinçli ve bu konuda eğitimli kimseler tarafından yapılması gerektiği, hiçbir zaman mucize yaratmayacağı, hatta doktor tarafından uygun görülüp reçete edildiği takdirde ancak ana tedaviye yardımcı olabileceğidir. Hastaların, özellikle hekim dışı kimselerin bu açıdan vadettikleri mucizevi tedavi sözlerine aldanmamaları gerekir. Tedaviye geçmeden önce doğru bir tanının konması ve tedavi seçeneklerinin buna göre belirlenmesinin gerekliliği unutulmamalıdır. Hekim dışı kimselerin koydukları tanı ve önerdikleri tedavi seçeneklerine katiyen itibar edilmemesi gerekir. Çünkü bel ağrısının omurgaya bağlı veya omurga dışı onlarca sebebi olabilir.
Halk arasında “bel çektirme” olarak bilinen yöntemler oldukça riskli olabilir. Tıp hekimleri tarafından da gayet iyi bilinen ve “manüpülasyon” olarak isimlendirilen bu yöntemler ülkemizde ne yazık ki genellikle hekim dışı kimseler tarafından yapılmakta ve hastalar bu açıdan çok suistimal edilmektedir. Bazı kimseler tarafından sanki sadece o kimsenin yeteneğinden ibaret mucizevi yöntemler gibi sunulmaktadır. Oysa masaj konusunda belirtildiği gibi uygun hastaya uygun tarzda yapıldığı takdirde ancak bazı durumlarda işe yarayabilir. Yani her hasta veya bel ağrılı durum için standart olarak uygulanan bir yöntem değildir. Etkinliği konusu tıpta çelişkili görülen bir durumdur. Gerekliliğinin çok iyi tayin edilmesi lazımdır. Telafisi mümkün olmayan zararlar da verebilir. Hekime danışmadan ve tam tanı konmadan kesinlikle uygulanmamalıdır. Manüpülasyon uygulayan kimseye has, yada sadece o kimsenin yeteğine dayalı bir yöntem değildir. Belli standartları, eğitimi, uygulama şekilleri olup hekim dışı kimselere veya bu açıdan geçerli sertifikası, eğitimi olmayanlara uygulatılmamalıdır. Uygulama kararı ise mutlaka hekim tarafından verilmelidir.
Sirke ve susam yağı karışımı ile gargara yapılabilir.
Birer çorba kaşığı böğürtlen yaprağı, hünnap, mercimek ve sinirli yapraktan oluşan karışımı kaynatıp, ilikken gargara yapabilirsiniz.
Kuru üzüm, anason ve balı aynı ölçüde karıştırıp, yaraların üzerine sürebilirsiniz.
Bol kekik çiğneyin.
AKCİĞER RAHATSIZLIKLARI
Isırgan tohumu, karabiber, mürsafi, bal ve hardal eşit miktarda karıştırılır ve sabah akşam birer çorba kaşığı yenir.
ALERJİ
100gr. ısırgan otu + 100gr. kırk kilit otu karışımını çay gibi demleyip, günde 3 çay bardağı içmek ve bu tedaviye en az 20 gün devam etmek gerekir.
Şahtere otu çay gibi demlenip, sabah akşam 1 su bardağı içilebilir.
Birer çorba kaşığı Acı yonga ve Ravend çini, demlenip sabah akşam birer bardak içilir.
Kaşınan bölgeye Oğulotunu haşlayıp ezerek koyarsanız kaşıntı geçer.
APANDİSİT
Bu hastalığı önleyici en etkili şey, Böğürtlen çayıdır.
ARPACIK
1 çay bardağı sıcak suya bir tutam papatya konur ve bir müddet sonra süzülerek bununla göze masaj yapılır. Bu tedavi 2 saatte bir, 5-10 dakika tekrarlanır.
ASTIM
1 lt. suya 1 tutam Mersin yaprağı veya ısırgan konur ve 10 dk. kaynatılıp demlenir ve süzülür. Günde 8-10 çay bardağı, şekersiz olarak içilir.
1 lt. sıcak suya 5 yemek kaşığı Isırgan otu konur, 5 dk. sonra süzüp günde 8-10 bardak şekersiz içilir.
BADEMCİK
Kekik gargarası çok etkilidir.
Balık yağı içirilmelidir.
BASUR
Zulumba ve üzerlik tohumu eşit oranlarda katıştırılıp, sabahları aç karnına 1 çay kaşığı yenir.
BAŞ AĞRISI
Baş ağrısının pek çok sebebi olabilir. Etkili tedavi için bu sebepleri ortadan kaldır mak gerekir.
1 bardak sıcak suya birer tutam lavanta, papatya, nane, biberiye ve kekik konur, 5 dk. sonra süzerek günde 2-4 bardak içilir.
BÖBREK VE MESANE TAŞI
1 lt. suya birer tutam Kırk kilit otu, Mısır püskülü ve Kiraz sapı konur, 5 dk. kay natılır ve süzerek günde 2-4 bardak içilir.
Ağrıyı dindirmek içinse; 1 lt. suya birer tutam Keten tohumu ve Meyan kökü ko nur, 15 dk. kaynatılıp süzülür ve günde 3-4 bardak, aç karnına içilir.
CİLT HASTALIKLARI
80g. ravent çini, 1kg bal ile karıştırılarak günde 3 öğün aç karnına 1 tatlı kaşığı yenir.
DAMAR TIKANIKLIĞI
250g. Hayıt tohumu, 6lt suda yarım saat kaynatılır ve günde 3 öğün, aç karna, bir çay bardağı içilir. ( Tansiyon düşürücü etkisi vardır. )
DUDAK ÇATLAMASI
Balmumu ve gülyağı birlikte eritilerek çatlaklara sürülür.
Susam yağı da iyi bir koruyucudur.
ERGENLİK SİVİLCELERİ
Şap ve nar kabuğunu sirkeli suda kaynatıp bu su ile sivilceleri silmek yararlıdır.
GASTRİT
Her gün kahvaltıdan önce 1 çay kaşığının dörtte biri oranında Hardal tohumunu, ılık su ile içmek ve bu tedaviyi 20 günlük kür halinde yapmak faydalıdır.
GUATR
Tere tohumu, nöbet şekeri veya bal ile eşit oranlarda karıştırılıp yenir.
Deniz süngeri kurtulup toz haline getirilir ve balla karıştırılarak yenir.
KALP KRİZİ
Ökseotu çayı, Melisa çayı ve Adaçayı içmek kap krizini önleyici etkiye sahiptir. Ayrıca Civanperçemi, Atkuyruğu ve kekik oturma banyoları da yararlıdır.
KANSIZLIK
50g. Kınakına, 1kg siyah kuru üzüm ve 1/2kg Mürdüm eriği ile, 3lt suda bir müddet kaynatılır ve günde 3 öğün içilir.
KAS ERİMESİ
Günde 3-4 bardak Aslanpençesi çayı yudum yudum içilmelidir.
KEMİK ERİMESİ
Günde 3-4 bardak Civanperçemi çayı yudum yudum içilmelidir.
KİREÇLENME
400g. Ardıç tohumu, 1kg bal ile karıştırılır ve bu karışımdan, günde 3 öğün, aç karnına, 1 tatlı kaşığı yenir.
NEFES DARLIĞI
Bir miktar Deniz kadayıfı, toz haline getirilir. Ihlamur içine 1 çay kaşığı oranında katılarak kaynatılıp içilir.
ÖKSÜRÜK
Günde 20g.'dan fazla olmamak kaydıyla, Defne tohumu bal ile karıştırılıp yenir.
100g. toz zencefil ve 100g. toz zerdeçal 1kg bal ile karıştırılarak günde 3 öğün aç karna, 1 tatlı kaşığı yenir.
PROSTAT
100g. Eğir kökü, 5lt suda, 2.5lt kalıncaya dek kaynatılır. Günde 3 öğün, yemeklerden yarım saat önce, 1 çay bardağı içilir. Aynı miktarda Kereviz tohumu da aynı şekilde hazırlanarak günde 3 öğün, yemeklerden 15dk. önce, 1 çay bardağı içilir.
ROMATİZMA
Hardal tohumu dövülüp, bal ile karıştırılarak yenir. Ayrıca, ağrılı bölgeye sürülür.
Aşağıdaki yağlar belli oranlarda karıştırılıp ağrılı bölgeye tatbik edilir ; Pelesenk yağı : 100g. Kekik yağı : 70g. Alabalık yağı : 50g. Karanfil yağı : 25g.
SEDEF HASTALIĞI
50g. Isırgan otu, 50g. Şahtere otu ve 50g. Civanperçemi 1 lt. sıcak suda 15 dakika bekletilip süzülür ve günde 3-4 bardak içilir.
ŞEKER HASTALIĞI
1 lt. sıcak suya 20g. Mersin yaprağı konup 5-10 dakika demlenir ve gün boyu içilir.
250g. servi kozalağı, 250g. pelin otu ve 100g. melisa 2.5lt. alkole konur. Hava almayan bir kapta 45 gün bekletilir ve günde 3 üğün, aç karna, 1 kahve fincanı suya 8-10 damla damlatılarak içilir.
ADAÇAYI Mide ve bağırsak gazlarını giderir. Mide bulantısını keser. Hazım sisteminin düzenli çalışmasını sağlar. Kan dolaşımını hızlandırır. Kanamaları keser. Göğsü yumuşatır. Öksürüğü keser. Astım hastaları için yararlıdır. Böbrekleri çalıştırır. Sindirime iyi geliyor. Ağız, boğaz ve dişeti antiseptiği olarak kullanılıyor.
AHUDUDU Taze ve olgun döneminde ahududu yemek çok şifalıdır. Vücuttaki toksinleri dışarı atar, kanı temizler, kuvvet ve canlılık verir. Ayrıca, çiçeği bulup kaynatabilirseniz, bu su, hem göz hem bademcik iltihaplarında tedavi edici rol oynar.
ALKOL Biraz sulandırılan saf alkol her türlü yara, iltihap için ideal ilk yardım malzemesidir. Dolamalarda, apsenin oluşmasına alkol engel olur. Evdeki sinirlenmelerde, bayılmalarda alkolle masaj çarçabuk ve iyi bir sonuç almanıza yarar. Evinizde mutlaka bulundurun.
ANASON Hazmı kolaylaştırır. İştahsızlığı ve yemeklere karşı duyulan tiksintiyi giderir. Mide ve bağırsak gazlarını söktürür. İdrarı arttırır. Öte yandan kusmayı ve ishali keser.
ANASON YAĞI iştahsızlık ve uykusuzluğa iyi geliyor.
ASMA Yaprakları ile yapılan ilaçlar kanamayı durdurur. Vücuda kuvvet verir. Sarılığı keser. İshali durdurur.
ATKUYRUĞU Romatizmaya iyi gelir.
AYRIKOTU İdrar söktürür. Böbrek ve mesane taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Buralardaki iltihapları da giderir.
AYVA Şeker ve tanen gibi maddeler ihtiva eder. Vitamini boldur, ishal kesmek için en iyi ilaçtır. Bilhassa çocuk ishallerinde kullanılır. Hastaya günde 30 gr'dan 10 gr'a kadar ayva şurubu verilebilir. Çekirdekleri bazı ekzamalarda çok iyi sonuç verir.
BADEMYAĞI Küçük çocukların kabızlığında 1 çay kaşığı verilirse iyi gelir. 1 ölçü bademyağı 9 ölçü acı kuyu suyuna karıştırıldığında yanıklara karşı birebirdir. Derinin su toplamasını önler.
BAKLA Çiçeği ilaç olarak kullanılır. İdrar söktürücüdür. Vücuttaki zehirleri atar. Böbreklerinde taş olanlar bu ilaçtan çok fayda görür.
BAL Besinlerin en güzelidir. Kuvvet, canlılık verir, nekahat döneminde hastanın ayağa kalkmasına yardım eder. Kansızlığa, zayıflığa iyi gelir. Çocuklarda bağırsakları yumuşatır, kabızlığa iyi gelir.
BROKOLİ Kansere karşı bizi koruyan ve ömrümüzü uzatan müthiş bir sebze. Çok miktarda kalsiyum içerdiği için kemik erimesine birebir. Mineral ve demir eksikliğini gideren brokoli, vitamin deposudur. Brokoli tutkunlarında ender olarak bağırsak ve akciğer kanseri görülür, kalp dolaşım hastalıklarına da pek fazla rastlanmaz. Kadınlarda göğüs kanserini önler.
BUZ Türlü sebeplerden doğan bulantı ve kusmalarda, akciğer ya da mideden kan gelme halinde hastaya ufak buz parçaları yutturmak faydalıdır. Apandisitli hastaların karnına, beynine kan hücum etmiş kimselerin başına buz parçası koymak iyi gelir. Büyük baş ağrılarında da buz torbası ağrı keser. Önemli not: Buz kesesini daima ve muhakkak ki iki yün parçası arasında tutarak uygulayın.
CİVAN PERÇEMİ Kan dolaşımı düzensizliğine, hemoraide karşı.
ÇAY Bilinen özelliklerin üstüne, iyi bir idrar söktürücüdür. Hazımsızlıkları da düzeltir.
ÇÖREKOTU İştah açar. Vücuda kuvvet ve dinçlik verir. Hazmı kolaylaştırır. Mide ve bağırsak gazlarını söker. Koklanacak olursa baş ağrısını keser.
DEFNE Terletir, ateşi düşürür. Vücuda rahatlık verir. İdrar ve adet söktürür. İştah açar. Sinir ağrılarını dindirir.
DEREOTU Yemeklerimizin, salatalarımızın bu süsü, aynı zamanda iştah açar, kuvvet, çeviklik verir, bağırsak gazlarını giderir. Hazmı kolaylaştırır, hiç bir zararı yoktur.
DEVEDİKENİ Ateş düşürür. Terletir ve vücuda rahatlık verir.
DOMATES Vitamin deposudur. özellikle A vitamini bakımından çok zengindir. Fakat içinde oksalat denen bir madde olduğundan böbreklerinde taş ve kum olanların fazla yemeleri iyi değildir.
DUT Beyaz dutun yaprakları idrar söktürücüdür. 7 gr. kadar yaprak 250 gr. suda haşlanıp içilirse hemen etkisi görülür. Karadut daha çok doktorlukta kullanılır. Karadut şurubu ağızda, diş etlerinde meydana gelen iltihapları iyileştirir. Bir parça hatmi çiçeğini haşlayıp içine dut şurubu konularak gargara yapılırsa bademcik iltihapları geçebilir. Küçük çocukların ağız ve diş iltihaplarında en çok kullanılan ev ilacı dut şurubudur. Yutulsa bile hiç bir zararlı etkisi yoktur.
EBEGÜMECİ Göğsü yumuşatır. Öksürük keser. Mide bulantısı ve kusmaları önler. Ateşi düşürüp vücuda rahatlık verir. Boğaz ve bademcik iltihaplarını giderir. Dişeti hastalıklarını tedavi eder.
EKİNAZYA ÇAYI Soğuk algınlığı tedavisinde kullanılır. Bakteri ve mantar enfeksiyonlarına karşı direnci arttırır.
ELMA ÇAYI Sinirleri ve adaleleri kuvvetlendirir. Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. İdrar söktürür. Vücuttaki zararlı maddelerin atılmasına yardımcı olur. Böbreklerdeki kum ve taşların dökülmesini sağlar. Hazmı kolaylaştırır. Kanı temizler. Kolesterolü düşürür. Kabızlığı giderir. Şeker hastalarına faydalıdır. Öksürüğü keser. Ateşi düşürür. Uçukları giderir.
ELMA SİRKESİ Kilo vermede yardımcı olur. Cilt sağlığında önemli rolü vardır. Hazım ve dolaşım sistemlerine faydası vardır. Vücudu temizler.
ENGİNAR Karaciğer ve böbrek yetersizliğinde, bunların sancılarında, sarılık ve gut hastalıklarında, aşırı şişmanlıkta, kurdeşende, romatizmada ve egzamada oldukça faydalıdır. Kan dolaşımını düzeltir. Kolesterolün neden olduğu damar sertleşmelerinde, kalp sancıları, enfarktüs, beyin kanamaları gibi rahatsızlıkların önleyicisidir.
FESLEĞEN Öksürüğü keser. Baş dönmesini durdurur. Arı sokmasında faydalıdır. Ağız yaralarını tedavi eder. Fesleğen kokusu, sivrisinek ve tahtakurusu gibi haşaratları kaçırır.
FINDIK Fındık yapraklarının 25 gramı 1 lt. suda haşlanıp içildiğinde kanı temizler.
GELİNCİK Nefes darlığı, astım ve bronşitte rahatlık verir. Kan tükürme ve kusmayı önler. Yanıkları iyileştirir.
GLİSERİN Ağızdan alındığında , bağırsakları yumuşatır. Safra yollarının tıkanıklığına iyi gelir, safra akımını kolaylaştırır. Dışarıdan kullanımında , deri çatlaklarına çok iyi gelir. 1 ölçü limon suyu, 1 ölçü kolonya ve aynı miktar gliserin karışımı deriyi yumuşatır, çatlakları giderir. Ev işi yüzünden elleri çatlayan kadınlar bu ilacın faydasını görür ve daima kullanırlar.
GÜL YAPRAĞI Özellikle kırmızı gülün yaprakları kullanılır. 20 gr. gül 1 lt. suda haşlanarak bir fincan içildiğinde ishali keser. Aynı su ise yapılan gargara bademciklerde, göz banyosu da gözlerdeki iltihaplara iyi gelir.
HAVUÇ Mutfaklarımıza kadar girmiş olan bu bitki diüretik ve stimülan etkileri ile bilinir. Ayrıca zengin bir Vitamin E ve Karoten kaynağıdır. Havuç çekirdekleri karminatif ve stimülandır. Flatulens, dizanteri ve kronik öksürükte çok faydalıdır.
IHLAMUR Sinirleri kuvvetlendirir. Uyku verir. Kansızlığı giderir. Böbrek ve mesaneyi temizler. Grip ve soğuk algınlığı şikayetlerini giderir. Göğüs ve bronşları yumuşatır. Kabızlığı ve barsak spazmını giderir. Saç dökülmesini önler. Dıştan lokal veya tam banyo halinde alınırsa cildi yumuşatır.
ISIRGAN OTU Dıştan tatbik edildiği zaman iç organlarda biriken kanı çeker. Burun kanamalarını keser. Balgam söktürür.
ISIRGAN OTU ÇAYI Metabolizmayı uyararak, zayıflamaya yardımcı olur. Vücudu toksinlerden arındırır. Saç derisine uygulanması kepeği ve saç dökülmesini önler.
ISPANAK Kalp hastalıklarına, felce, yüksek tansiyona, yaşlılığın getirdiği göz hastalıklarına, kansere, hatta psişik rahatsızlıklara karşı da etkili bir sebze.
KABAK Pek çok çeşidi içinden ilaç olarak kullanılan helvacı kabağıdır. Bildiğimiz kabak çekirdekleri helvacı kabağındandır. Tenya denilen bağırsak kurtlarını dökmede tuzsuz kabak çekirdeği harika bir ilaçtır. Hem çok etkin, hem de tümüyle zararsızdır. Çocuklara 40 gr. büyüklere 100gr. kabak çekirdeği verildiğinde, tenya denen sinir bozucu parazitten kolayca kurtulmaları sağlanır.
KANTORON OTU Ateş düşürücü ve mide ülserine rahatsızlığına yardımcı.
KARABİBER Karabiber, az miktarda yemekle birlikte alındığında hem iştah açar, hem hazmı tanzim eder. Ev ilacı olarak, karabiber ıhlamura karıştırılıp içilirse mide sancılarını kesmekle bire birdir. Yalnız tahriş edici olduğundan az miktarda kullanılması şarttır.
KARANFİL Mikropları öldürür. Ağrıları dindirir. Sinirleri uyarır. Hazmı kolaylaştırır. Koku giderir. İştah açar. Soğuk algınlığına iyi geliyor. Uykusuzluk sorununda tedaviye yardımcıdır.
KEKİK Bedeni kuvvetlendirir. Hazmı kolaylaştırır. Kalp çarpıntısını keser. Bağırsak iltihaplarını iyileştirir. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardım eder. Kandaki şeker miktarını azaltır. Lezzet arttırıcı yönlerinin yanı sıra sağlığa da çok yararlı bir bitkidir. 40-50 gr. kadarı 1 lt. suda haşlanıp ara sıra bir çorba kaşığı içilirse mide sularını arttırır, iştah açar. Hazmı hareketlendirir, kolaylaştırır. İçine kekik atılmış, vücudun dayanabileceği sıcaklılıktaki su ile yapılan banyo romatizma ağrılarına çok iyi gelir. Kekik çay gibi, içildiğinde göğsü yumuşatmak, öksürüğü kesmek, sinirleri yatıştırmak gibi değerli niteliklere sahiptir.
KEREVİZ Vitaminler içerir. Midenin işlevlerine yardımcı olur. İdrar oluşturmaya yardımcı olur. Gut hastalıklarına, romatizmaya karşı etkilidir. Kilo vermeye yardımcı olur.
KETEN LOĞUMU Metabolizmayı hızlandırıyor ve bağırsakları çalıştırıyor.
KUŞBURNU Çok yoğun vitamin zenginliği nedeniyle gözlerin dostudur. Vücuda dirilik sağlar. 100 gram kuşburnunda bir sandık portakala eşdeğer C vitamini vardır. İyi bir raşitizm ilacı, etkin bir kan temizleyicisidir. Güçlü bir kurt düşürücü ve bağırsak yumuşatıcısıdır. Mide kramplarına ve sindirim sistemi zorluklarına karşı faydalıdır. Romatizma ağrılarını gideriyor. Basur tedavisinde iyi sonuç veriyor. Selüliti engeller.
LAHANA Kansere karşı etkili olduğu bilinen sebzelerin başında gelir. Bol miktarda B, C ve E vitamini, potasyum içerir. Özellikle meme ve rahim kanserine karşı etkilidir. Vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Kandaki şeker miktarını düşürür. Sarılık ve safra kesesi hastalıkları için iyidir. Astıma faydalıdır.
LİMON Vitamini bol. Romatizma ağrılarını hafifletir. Gargara yapıldığında boğaz ağrılarını giderir. Ateş düşünür. Kısacası sağlık için beslenmemizin vazgeçilmez bir parçasıdır.
MARUL Uykusuzluğa iyi gelir. Sinirleri yatıştırır. İdrar söktürücü, iç temizleyicidir.
MAYDANOZ Bir demir deposudur. Genellikle taze yenen maydanozda, kalsiyum, potasyum ve A vitamini vardır. Bir tutam maydanoz, günlük C vitamini ihtiyacının çoğunu karşılar. Böbrekleri çalıştırarak idrar getirir, kan şekerini normal seviyede tutar ve kansere karşı da koruyucudur.
MELEKOTU Kan dolaşımını düzenler. Terletir. Kurutulmuş melekotu dövülüp başa sürülecek olursa bitleri öldürür. Astım nöbetlerine faydalıdır.
MEYANKÖKÜ Grip, nezle, anjin ve nefes darlığına faydalıdır. Öksürük ve balgam söktürür. Yüksek tansiyonu düşürür.
NANE İştah açar. Hazmı kolaylaştırır. Mide ve bağırsak gazını giderir. İshali önler. Ateşi düşürür. İyileşmeyi çabuklaştırır. Uykusuzluk, sıkıntı ve yorgunluğu giderir. Grip, soğuk algınlığı ve nezleye iyi gelir.
ÖKSEOTU Kalbin atışlarını arttırır. Damar kireçlenmelerinde faydalıdır. Sara ve akciğer kanamalarında kullanılır.
PAPATYA idrar yolları, böbrek sorunlarında.
PAPATYA ÇAYI Spazm çözücü, gaz gidericidir. İltihapları iyileştirir. Ülsere karşı koruyucu etkisi vardır. Ağrılı adet şikayetlerini giderir. Bağırsakları çalıştırır. Romatizma ağrılarını hafifletir. Gargara suyu halinde kullanıldığında ağız ve boğaz yaralarını giderir. Papatya suyu ile sabah akşam göz banyosu yapıldığında, çapaklar engellenir. Saça sürülüp güneşe çıkıldığında saçın rengini açar.
PIRASA İdrar söktürür. Mide rahatsızlığına iyi gelir. Kabızlığı giderir. Basur memeleri için faydalıdır. Böbreklerdeki kum ve taşların düşürülmesine yardımcı olur.
PİRİNÇ Pirinç mutfaklarımıza kadar girmiş bir gıda maddesidir. Pirinç suyu mükemmel bir demulsent ve serinleticidir.
REZENE ÇAYI Kabızlığa, bal ile karıştırınca balgam söktürüyor.
SIĞIR KUYRUĞU Boğaz ağrısı ve soğuk algınlığında kullanılıyor.
SİNAMEKİ Kabızlık giderici ve sindirim artırıcı.
SOĞAN VE SARMISAK Yüksek tansiyon ve kalp hastalığı tehlikesini azaltırlar. Soğan, mide kanserine yakalanma riskini; sarımsak da bağırsak kanserine yakalanma riskini azaltıyor. Sarımsağın mayasında bulunan maddeler hücrelerin zarar görmesini önleyerek, vücudu erken yaşlanmaya karşı koruyor. Antibiyotik ve nefes darlığını gideren bileşimler içeren sarımsak bağışıklık sistemini de kuvvetlendiriyor. Önemli miktarda germanyum ihtiva eder. Bu element antibiyotik etkilidir, vücudun bağışıklık sistemini destekler, fiziksel dayanıklılığı arttırır. Ayrıca sarımsak kan basıncını düzenler ve kolesterolü düşürür.
SOYA Uzun yaşamak isteyen herkes mutlaka soya tüketmelidir. Soya, içerisinde östrojen hormonuna benzer işlev gören ve bu hormonun etkilerini sulandıran bir madde içerir ve bu da kadın bünyesi için son derece yararlıdır. Çünkü, hücre yenilenmesini hızlandıran östrojen hormonunun aşırı üretimi, göğüs, rahim ve boyun kanserine yakalanma riskini çok arttırır.
TURP İştah açar. Uyarıcı, idrar söktürücü, solunum sistemindeki birikintileri atmaya yardımcı olur.
YEŞİL ÇAY Hücre yenileyici, vitamin, enzim ve koenzimlerden dolayı güç deposu olarak kullanılır. Sindirime iyi geliyor.
YULAF Çocukların hazım güçlüklerini giderir. Bedeni ve ruhi yorgunlukları giderir. Kandaki şeker miktarını azaltır. Besin değeri yüksek bir diyet ürünüdür. Dengeli bir diyet için kullanılmasında fayda vardır.
Mezoterapi, uzun zamandan beri estetik tıpta en sık talep konusu olan lipodistrofi veya selülit konusunda en seçkin tedavi biçimini oluşturmaktadır. İlk kez 1952'de Dr. Michel Pistor tarafından uygulanmıştır. 1987'de Fransız Tıp Akademisi tarafından geleneksel tıbbın bir parçası olarak kabul edilmiştir.
Fransa' da ortalama 15.000 doktor, günde 60.000 den fazla hastayı mezoterapi yöntemi ile tedavi etmektedir. Uluslararası Mezoterapi Derneğine üye olan Avrupa, Afrika ve Güney Amerika'da 14 ülkede yöntem başarı ile uygulanmaktadır.
Mezoterapinin kelime anlamı orta deri tedavisidir. Temeli, tedavi edilecek bölgeye 4-6 mm uzunluğunda çok ince iğneler kullanılarak çok küçük miktarlarda ilaçları lokal olarak enjekte etmeye dayanan tamamen tıbbi bir eylemdir. Endikasyona göre değişen çeşitli ilaç karışımları 5-10 dakika gibi bir süre içerisinde deri altına enjekte edilir.
Hangi Durumlarda Uygulanır?
ESTETİK KULLANIMLARI
Sellülit
Saç Dökülmesi
Ergenlik ve Hamilelikte Oluşan Çatlaklar
Yüz Gençleştirme
Yara İzleri, (skatrisler)
DİĞER KULLANIM ALANLARI
Romatoloji
Dolaşım Problemleri (varis, varis ülserleri)
Migren
Spor Hekimliği
Mezoterapi seans aralıkları minimum 1 hafta olmalıdır. Bir seansta enjekte edilen ilaç dozu 10 cc yi aşmamalıdır. Mezoterapide ortaya çıkan yan etkiler genellikle seans aralığı ya da dozaja dikkat edilmedi ise görülmektedir.
Uygulanmaması Gereken Durumlar
Kalp Yetmezliği
Diyabet (Şeker Hastalığı)
Böbrek Rahatsızlıklarında
Antikuagülan Tedavi Altındaki Hastalarda
Sonuç
Mezoterapi, etkinliği bütün dünyada kanıtlanmış bir geleneksel tıp yöntemidir. Bir çok ülkede uygulanıyor olması, her gün binlerce doktorun hastalarına uygulaması, yararlı bir yöntem olduğunun en güçlü kanıtıdır. Hasta ile hekim arasında etkin bir dialoğun olması sonuçların biran önce ve en iyi şekilde elde edilmesi için gereklidir. Ancak mezoterapiden, her zaman çok kısa sürelerde sonuç alıp, mucize bir düzelme de beklenmemelidir.
Zeytin ağacı binlerce yıldır pek çok kültür tarafından sihirli ve kutsal kabul ediliyor. Bunun en önemli nedeni 2 bin yıl gibi oldukça uzun bir yaşam süresinin olması. Üstelik zeytin ağacının uzun ömürlü olması için ekstra bir bakım gerekmiyor. O yüzden de bu ağacın nasıl bu kadar uzun yaşayabildiği yüzyıllardır merak ve araştırma konusu. Son yıllarda hız kazanan araştırmalara göre 101 madde ihtiva eden zeytin yaprağının içindeki en etken madde başlıca 'polifenolik antioksidan'lardan biri olan Oleuropein. Ve bu madde ağacı dış etkenlere karşı koruyor, hücre yenilemesi yapıyor, ortama uyum sağlamasına neden olarak salgılardan koruyor. Zeytin yaprağı ile ilgili çalışmalar hala devam etmekle birlikte Oleuropein maddesi bu özelliği ile insanlar için de oldukça faydalı ve sağlık, kozmetik başta olmak üzere birçok sektörde ara katkı maddesi olarak kullanılıyor.
Balıkesir'in Edremit ilçesinde daha önce taşın suyunu çıkarmak suretiyle doğal dezenfektan üretmesiyle tanınan işadamı Faruk Durukan işte tam da bu yüzden Oleuropein maddesinin Türkiye'de elde edilmesini sağlayacak teknolojiyi dünyada var, ama çok pahalı, Durukan özellikle büyük ilaç ve kozmetik firmalarının kendi laboratuarlarında kullanacakları kadarını üretebildiklerini ve bunu da önemli bir katma değer olarak ürünlerinin Fiyatlarına yansıttıklarını söylüyor. ''Zeytin yaprağının içindeki öz bu teknoloji ile alınabiliyor. Bu arada pazar çok açılıyor. Binlerce açılımı var. Çünkü bu öz bağışıklık sistemini güçlendiriyor, vücudun direncini artırıyor, anti bakteriyel özelliklere sahip ve virüsle mücadelede vücuda destek oluyor. Zeytin yaprağı özü kremden şampuana kozmetik sektöründe,sütten bebe bisküvisine gıda ara katkısı olarak, antibakteriyel özelliği ile ilgili ilaç sanayinde,hayvan yeminde katkı maddesi olarak kullanılabiliyor.
Neden zeytin yaprağı
Amerikan Kanser Araştırma Enstitüsü zeytin yaprağının 21'inci yüzyılın en önemli doğal antimikrobiyal, antiviral etkiye sahip çok önemli bir bitki olduğunu belirtiyor.Bu konuda 69 kitap, bin 800'den fazla makale,dergi ve çeşit yayın bulunuyor. Zeytin yaprağı çayı'nın antimikrobiyal, antioksidan ve kan şekeri seviyesinin düzenlenmesiyle ilgili etkilerinin yanı sıra kroner damarlar üzerine de etkileri var. Aynı zamanda LDL kolesterol seviyesinde düşmeye neden oluyor. Zeytin yaprağı özü'nün de yukarıda sayılan etkilere ek olarak cilt ve güneş yanıkları gibi cilt üzerine de etkileri bulunuyor. Zeytin yaprağının etkili olduğu diğer rahatsızlıklar ve mikroorganizmalar ise şöyle: Bronşit, Soğuk Algınlıgı, Kulak Enfeksiyonları, Epstein Bar virüsü, Fibromalarya, Fungal(mantar) enfeksiyonları, Herpes Virüsü, Chlamydia sp.,Dizanteri, Streptococcus sp.,Hepatit A, B, C Zatürre, Cilt rahatsızlıkları, Zona, Romatizmal Hastalıklar. alıntı..